2016'nın en kötü oyunları

Geek

2016’nın en kötü oyunları – 2

Yazı:  | 

Yılın ortasında, on öğeli bir ‘şimdiye kadarki’ kötü oyunları derlemiştim. Yılın sonu geldi çattı, öyleyse bir on daha ekleyelim. Birinci bölümü buradan görüntüleyebilirsiniz.

10. Battleborn

Eğlence yok. Borderlands 1 ve 2’nin o lad culture (Guy Ritchievari) atmosferine hayran kalmış biriyim. PvE (bilgisayara karşı) oynanış o kadar sönük ki… Teknik performans sorununun yanında, hitbox/hurtbox (karakterlerin etkileşilebilir yerleri) çok saçma. Üstünden atlaman gereken bir şeyde sıkışıp kalabiliyorsun, etrafına birkaç kişi toplanınca sıkışıp kalabiliyorsun. Duvar köşelerinde sıkışıp kalabiliyorsun. Sezonluk İçerik bileti de saçmalık. Oyun zaten pahalı, içinde mikro alışveriş ekonomisi var bir de üstüne Sezonluk İçerik mi satıyorsunuz? Gözünüz doysun. Quit atanlara (maç ortasında kaçanlara) bir yaptırım yok, gidenin yerine yeni oyuncu girmiyor vs… Sonunuz Evolve gibi olacak. ama Randy Pitchford gibi yüzsüz herifin tekinden bahsediyoruz…

9. Bombshell

Duke Nukem’i yapan insanlar neden böyle bir salataya imza atarlar. Oyun çıkmadan önce hasbelkader oynanır görünüyordu. Çıktı, kusturdu. Yukarıdan görünüm nişancı oyunu neredeyse Resident Evil kadar çok backtracking (bitirilen alanlara tekrar dönüp bir şeyler daha yapmak) içeriyor ve kontrolleri de içaçıcı değil. Grafiksel hatalar da bol ama hikayenin aktarılış biçimi kadar değil. Karakterin sert çocukluk (tough bitch de diyebiliriz) kasışı ise yaşınız 30’u geçkinse küfürler savurmanıza sebep olabilir. Kimi öldürüyorsan efendi gibi öldür, canımı ye.

8. Quantum Break

Bir oyunun ardında Microsoft varsa doğrudan ümidi kesiyorum ben. Bu yıl Recore ve Forza Horizon 3 gibi mükemmel oyunlar piyasaya çıkmış olsa da Windows 10 mağazası denilen giyotin celladından almanız ve indirmeniz gerekiyor. Bu cellat bir şeyi sevmezse bağlantıyı kesiyor ve 40 GB veriyi baştan indirtiyor insana. Bunun Quantum Break’le alakası neyse ki oyun Steam’e taşındığı için kalmadı. Üstelik oyun DX11 API’ına taşındığı için de Nvidia kartlarda küçük bir performans artışı yaşandı. Quantum Break televizyon dizisi benzeri videolarıyla prodüksiyon kalitesini çok yukarı çekmiş olsa da bu kadar vakit harcayacağımıza (zira dizi olarak kötü) üç dört dakikalık bir ara demoyla mevzuyu öğrenebilirdik. Oynanışı da o kadar boş ki… Zamanın manipüle edildiği ve bunun platformculuk (bulmaca çözme, atlama zıplama) için kullanıldığı yerler zekice tasarlanmış olsa da silah çatışmasının olduğu bölümler çok sıkıcı. Sıkıcılık bakımından Uncharted yeknesaklığının bir gömlek altı diyebiliriz. Siper al, ateş et. Siper al, ateş et. Siper al, zaman gücü kullan, ateş et. Siper al, ateş et.

7. Walking Dead: Michonne

TellTale’in başarılı olmasını istiyorum. Eski LucasArts elemanlarının kurduğu bir şirket. Sam and Max gibi çocukluğumun anlamadan oynadığım en bomba oyunlarından birine can verdiler, Monkey Island ile büyüdüler ve Everest yaptıkları nokta benim için Wolf Among Us idi. Walking Dead’in ilk sezonuyla da uluslararası şana kavuştular. Ama ‘x çok bozdu, ekmeği ekmek değil’ dediğimiz dönerci gibi olmaya başladı. Batman ve Michonne da bunun kanıtı. Oyunun ilk iki sezonunun yanına bile yaklaşamıyor Michonne. Karakterler odun gibi, animasyon kalitesi düşük, ses arada kesiliyor. Hikaye de kötü. Ekran karşısına bağlayamıyor.

6. Virginia

Burnu havada sanatçı, “siz beni anlayamıyorsunuz”cu bir oyun daha. Anlaşılacak da hiçbir yeri yok. Zaten oyundan çok Yürüme Simülatörü. Bir FBI ajanısınız ve şefiniz size başka bir FBI ajanını araştırmanızı söylüyor. Sonra o araştırdığınız FBI ajanının annesinin de FBI ajanı olduğunu ve FBI’dan bildiği gizli bir şeyler yüzünden kaçmak zorunda kaldığını falan öğreniyorsunuz. Buraya kadar normal. Flashback’ler (geçmişten görüntüler) tripler, halüsinasyonlar derken ne gerçek ne sahte at izi, it izine karışıp gidiyor. Sonunda ise hiçbir şey anlamıyorsunuz. Bir ton teori üretilebilir fakat somut bir “şöyleydi” denecek bir yapısı yok. Zaman kaybı. David Lynch sünnet videosu çekse “David Lynch süper film yapmış abi ya” diyen entel yamakları beğenir bunu anca.

5. At the Mountains of Madness

Lovecraftvari bir hikayeye ölüp biterim. Oyunun Erken Erişim’de olduğunu göz önünde bulunduraraktan (geliştiriciler oyunun tamamıyla bittiğini, sadece rötuşlanması ve hatalarının giderilmesi gerektiğini söylüyorlar) eleştirimi yapıyorum. Seslendirme çok kötü. Bir odaya toplanıp “haydi şunu da aradan çıkaralım” demiş gibiler. İngilizceleri zayıf ve tüm diyalog duygusuzca kağıttan okunur gibi. Kendi dillerinde yapıp altyazı koysalar hora geçerdi. Sağlığın nasıl gittiği ya da karakteri öldüren parlaklığın nasıl olduğu belirtilmiyor. Soğuktan dondum sanıp odun toplayarak vakit geçirirken, bir konserve bulup yiyorsunuz ve parlaklık duruyor. Ha? Ana oyuna girmek için gereken el feneri ve ışık çubuğunu aldıktan sonra karanlık bir mağaraya giriyorsunuz. Havada duran bir fosili çekiçle hasat etmeniz gerekiyor. Bir anlatım bir açıklama yok. İlerleyen bölümlerde savaş mekaniği de geliyor ki bir Lovecraft oyununda olması gereken son şey (çaresiz hissetmiyorsunuz). Bu topraklardan çıkmış baba gibi Darkness Within 2 varken yüzüne bakılmaz. Bizim milletin karabelası da bu. Ne kadar iyi iş çıkarırsak çıkaralım çok insan bilmiyor. Ama Zoetrope Interactive’in hakkını vermek gerek, Darkness Within 2 mükemmel bir oyun zira. Yeni oyunları da gelecek.

4. Sherlock Holmes: The Devil’s Daughter

Serinin diğer oyunlarında ciddi, efendi, işini bilen, soğuk bir Sherlock ile oynuyorduk. Bu karakter 80’lerde Jeremy Brett’in oynadığı İngiliz dizisi üzerine temellendirilmişti. Ne zamanki BBC’nin dandik dönem uyarlaması çıktı, mertlik bozuldu. Eski seslendiren aktörün yerine başka bir herif gelmiş. Akılcı laf sokmalar gitmiş, kinayeler gitmiş, entelektüel yapı gitmiş… Quick Time Event dediğimiz ekranda bir tuşa çıkınca kısa sürede basmamıuz gereken mini bölümler serpiştirilmiş… Sherlock oyununu zekanı test etmek, bulmaca çözmek ve bir olayı aydınlatmak için mi oynarsın yoksa refleks kontrolü için mi? Hakkını teslim edeyim, hikaye iyi. Crimes and Punishments’taki dedektiflik altyapısını kullanıyor, ki bu da oyunun artı yönlerinden biri.

3. Street Fighter V 2017

Bu kadar sancılı bir adaptasyon süreci duymadım, görmedim. Erken Erişim gibi eksik içerikle çıkan oyun, her ay yeni bir karakter ekledi ve oyuncuların buna kısa sürede alışmasını bekledi. Şimdi ise tam alışmışken her şeyi tepetaklak edip oyunun oynanış yapısını genel olarak değiştirdiler. Hâlâ bir ilerleme modu yok bu arada (arcade mode). Hâlâ rakip seçerken ülke belirleyemiyorum. Hâlâ bazı karakterler çok iyi, bazıları çok kötü. Madem beceremiyorsunuz, oyuna bir tane karakter koyun, her şey dengeli ve eşit olsun. Merak etmeyin, şu ankinden zaten daha sıkıcı olamaz.

2. No Man’s Sky

Geliştiriciler çok fazla söz verdiler ve çoğunu tutmadılar. Milyarlarca gezegen olacak dediler (ki var), bu gezegenler yıldızının yakınlığına göre değişken olacak dediler (yok, olmadı, yıldız bile yok hatta, resim olarak duruyor uzakta, gidilmiyor) canlı çeşitliliği fragmanlarda gösterilen kadar çeşitli değildi. Ticaret anlatıldığı kadar detaylı değildi, çevrimiçi çoklu oyunculu olacak dediler, olmadı. Oynanış ise tam manasıyla Envanter Yönetimi Simülatörü 2016 idi. Az alanı artırmak için kart arıyor, kart ararken ürün, eşya hasat ediyor ve satıyordunuz. Parasıyla daha gelişmiş gemiler vs almaya çalışıyordunuz ama angaryaydı yani. Şöyle bir video hazırladım, Fleetwood Mac – Tell Me Lies (Bana yalanlar söyle) şarkısı eşliğinde, geliştiricinin yalanlarını görebilirsiniz.

1 Dishonored 2 ve Mafia III

Listenin başında neden aynı anda iki oyun var? Çünkü ikisini de oynamadım. Çünkü oynanışlarıyla ya da herhangi başka özellikleriyle değerlendirmeyeceğimden, ortak noktaları, ikisini de çok net tanımlayan performanslarından bahsedeceğim için. Peki neden oynamadım? Oynayamadım desem daha doğru. O kadar çok teknik sorun vardı ki… İki oyunu da bir buçuk saat içinde iade ettim. Teşekkürler Steam iade sistemi. Sen de olmasan geliştiriciler optimize edilmemiş, çalışmayan kod yığınlarını oyun diye kakalayıp kaçacaklar. Gelelim oyunların performansına. Mafia III, 2016 yılında, PC’ye 30 fps kilitle çıktı. Yazının bundan sonrasında Slayt gösterisi olarak bahsedeceğim oyunun okkkkkadar kötü bir optimizasyonu vardı ki, en yüksek ayarlarla en düşük ayarlar arasında çok asgarî bir performans farkı vardı. Grafiksel hatalar, ışığın beş metre ötede kesilmesi, hızlı araç sürerken birden ortaya çıkan direkler, yolun bazı bölgelerinde değişen zaman ve ışık. Dannnnndik ötesi, burnunun dibindeki adamı göremeyen yapay zeka… Öf. Bazı firmalar yaptıkları devam oyunları tanımazlar (RWS Postal 3’ü, Bethesda Wolfenstein 2009’u mesela)… Bethesda demişken…

oyun

Dishonored 2 de bu bahsettiğim şeylerden muzdarip. Hani bu kadar da yeteneksizlik olur mu diye güldüğüm bir yer oldu, bahsedeyim: Oyunun bir bölümünde zamanı kontrol etmeyi öğreniyorsunuz, geçmişle geleceği birleştiriyorsunuz. Küçük bir bölümde oyunun geçmişini gösterirken, iki oyun çalıştırır gibi performans yarı yarıya düşüyordu. Ahaha. Yüzlerce lira para veren insanları beta testçisi olarak kullanmaya kalktılar. Bunu da inceleme kopyalarını basına vermeyerek garanti etmeye çalıştılar. Bir şeyin ya iyisini yapın, ya hiç yapmayın ki kullanıcının aklında size dahi kötü bir fikir olmasın. Rage ve Evil Within’de kullanılan Frankestein’sı id5 motoruyla zaten çok büyük bir hata yapmışsınız. PC’ye hiç çıkarmasanız olacakmış aslında. Serinin duayenleri ilk oyunla idare etsinler.

Yorumlar